24 Haziran 2015 Çarşamba

Atları Seven Bir Çocuk



bir güneşlenmek yeri!... deniz. uzak anımsamalar!..

“haziran bu yıl da geç geçecek, biliyorum.”

sizin burnunuzda bir tütün kokusu, her yerinizde

bir tütün kokusu,

bay deniz kestanesi.

ve uzaktaki şemsiyesi bir balmumu arısının...



bir güneşlenmek yeri!...

gazozlar hâlâ sıcak, hâlâ öğleden sonra “ne iyi”

demek hâlâ yakınmaya hakkım var.

kelimeler soluk. bir şey mi yapmalıyım?

-evden mi kaçmalıyım?-

(saçlarını taradı, güneşe baktı

kendi sürecini yaşayan bir bakla)

“gel al güzel deniz aygırı, yaman pegasus

sonsuz kargaşamı.”



atları seven bir çocuk...

“senin resmin var ya uzayıp gidiyor duvarlarımda

marionetshire'da harlech castle'ın batı kulesi

aşağılık zapartasıyla amcamın.”

bir sülüğe can çekiştiren eski geçmiş, eski eski

ve tuzda ölüm,

sardunyayı sulayan, eski eski...

bakırla demirin dövüştürüldüğü yavaş bir akşam

öbür şeylerin ve kırmızı ışıkların

bakırla demirin bir sarışın perçem akşamı.

-evden mi kaçmalıyım? kaçmamalıyım.-

güneş birden batardı, her yerde kediler ve ağaçlar vardı



“amca”

nasıldı iki tekerlekli arabalar...

“senin bildiğin bir şey var, bana demiyorsun

söz gelişi aldım bir kayayı

bir kayayı ne yapmalıyım, demiyorsun...

oysa ben senden daha çok şey bilirim büyücüler üstüne

evine sadece geceleri gelen ve sıcak şaraplar içen...”



surları yıktınız mı, akşam

sarı bir başlangıçtır, gitgide karaya dönen.

karaya ve çocuklar bile, ve küçük yaramazlıklar bile, ve haklı

“siz bize hiç inanmadınız ki, hiç inanmadınız ki, hiç

oysa bir aktır karaya dönen, oysa çocuklar daha lirique'tir

shakespeare'den. sonra,

makedonya falanjistlerinden daha kahraman...”



beyaz atın gölgesi, sen dur!...

artık bir aldanışa kanmayan gözlerimden. dur!...

“duvarlarım,

gel al cepkenimi güzel at, duvarlarım bütün senin olsun

duvarlarım, bütün ukalâ resimleriyle, babamın sıkıştırdığı,

babamla annemin kavgalarından bir ufak kırmızı,

ufak bir kırmızı, duvarda, ufak bir kırmızı

ufak bir kırmızı...”

yemeğe!...

-evden mi kaçmalıyım? kaçmamalıyım.-



“hiç anlamadığım mondrian, serzenişçi matisse

bulanık siyahkalem, hergele miro,

atlar gidiyor...”

sonsuz bilincinde yaşamanın.

o atlar.

“sonra gazeteleri görüyorum, bütün gizleri

savaşa başlamak gerek galiba.

yarın. yarından tezi yok. baltamı ve bıçağımı

ve atlarımı...”



“amcam kravatını düzeltti, babam eski bir evde.

bir yepyeni kıştı ıslıkları değerlendiren

ne eğlendik ne eğlendik

elbisesi çok eskiydi...”



ne akşamı? “baba”

haziran gecikecek biliyorum...

“ama başka bir şeyi de değiştiriyor,

atları atları,


atları....”


Turgut UYAR

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder